
Bugün annemin Küba’da yaşayan kuzeniyle tanıştım. Yıllardır sadece ismini duyduğum ve doktor olduğunu bildiğim Alejandro’ya bayıldım. Benden birkaç yaş küçük bir kızı var, Küba’da cerrah olarak çalışıyor ve kanser aşısı alaninda araştırma yürütüyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde afet müdahale ekiplerinde çalışmış ve sağlık eğitimi vermiş. 3 yıl Amazon ormanlarında yaşamış, bana oradan bir hikâye anlattı:
Amazonlarda tanıştığı bir bilge şaman ona bir soru sormuş:
“De ki sen şimdi bir cizgidesin ve şimdiki zaman’da duruyorsun. Durduğun yere göre geçmiş ve gelecek zaman bu çizginin neresinde sence?”
Alejandro da doğal olarak “Gelecek önümde, geçmiş de benim arkamda” diye cevaplamış. Şaman kafasını iki yana sallamış ve “Hayır” demiş, “Geçmiş senin önünde, çünkü onu yaşadın ve onu görebilirsin. Geçmişi aktarabilir, yorumlayabilirsin. Ama gelecek senin önünde değil arkanda. O henüz yaşanmadı. Belki sezgilerinle arkanda ne olabilecegini tahmin edebilirsin ama tam bilemezsin. Geleceğin arkanda olduğunu biliyorsun, ve üstelik adımlarını geri geri atarak gelecek zamana yürüyorsun, yani biraz zorlu!” diye sözlerini bitirmiş.
Gelecek zamanla bağlantılı kullandığımız kelimeleri düşününce ilerleme ve gelişim tiranlığı, gelecege “yatırım” gibi ifadeler aklıma geldi. Şamanin gozuyle bakınca gecmiş zamana çoğu kez atfettigimiz olumsuz bağ da hafifliyor ve yükünü atıyor diye dusundum sonra. Sanki geçmişten tamamen kurtulursak (o nasıl bir misyonsa) ancak o zaman ozgurlesiriz yargısını kırıveriyor, bilmem ne dersin? Geçmiş önümüzde busbuyuk bir orman gibi, ve biz o ormanin hikayesini tekrar tekrar diledigimizce dillendirebiliriz.
Alejandro ile sohbete daldık ve beraber fotoğraf çektirmek aklimiza gelmedi. Onun yerine leziz bir platanito fotoğrafi koymanin uygun olacağını düşündüm, lütfen bununla idare et. Ben arkama doğru bazen ürkek fakat umutlu adimlarla yürümeye başlıyorum.
Leave a comment